Ben burdayım sen yeni geldin...
EĞER BU SAYFAYA GİRDİYSEN OKU... CEZALISIN !!!!
Ben zaten bu dünyanın içindeyim. Bu dünyaya aidiyetini hissedeli epey oluyor. Etimde, kemiğimde hissediyorum dünyanın, yaşamın kendisini. Her gün, biten her gecenin ardından buluyorum kendimi o yaşamın ta içinde. Her gece olmasa bile birçok gece aklımdadır ölüm. Bazı zamanlar çok sık. Kendime komplo teorileri bile kurardım bazen. En güzel ölüm nasıldı bilirmisin düşlerimde? sevgilinin elindeki tabancadan çıkan kurşunu kalbi delip geçmesi ve hayatın en güzel anıdır, o sevgilinin yüzündeki, yarı kurtuluş, yarı üzüntü karışık yüz ifadesi. gerçekten olmuş değil midir ki bu? son söz nedir bilirmisin bu anda? "insanlar iki kez ölmezler..."
ama her ölüm akla düştüğünde bitti yine de o gece. ve her sabah hayat taze, bakir olarak karşımda. her ne kadar her gün biraz daha kirlense de.
bu dünyaya ait değilmiş gibi davranmak kolay. ama ben bu dünyanın dışında değilim ki? en içindeyim belki de. her sabah yatağımdan kalkarken bile hissediyorum hayatın kendisini. titriyorum birden. elbisemi giyimeye başlarken sigara aranıyorum bir yandan. eh, adet edinmişim bir kere aç karnına şu zehir zıkkım sigarayı içmeye. sonra, annem kahvaltı hazırlamışsa, pek de keyfim olmadan, tıkınıyorum desem yeridir hani. sonra gündelik, sıradan şeyler takip ediyor birbirini.
otobüse biniyorum mesela, biletim bitmiş olur bazen, dalaşırız şöförle. ama çoğu zaman galip çıkarım. yada tam boş bir yer bulup oturuyorken, başkasının bileti yoktur, ihtiyatsız ister otobüstekilerden. eğer fazladan varsa bir bilet tereddüt etmem vermeye.
ha bir de, geçen gün kavga çıkmıştı,yolun kenarında, iki kişi bir kişiyi dövüyordu. uyuyordum, uyandım, indim aşağı, ayırmaya çalışırken birisi beni dövmeye kalktı. neyse bertaraf ettikten sonra, bindim otobüsüme. ama insanlar sadece seyretmekle kalıyorlardı. sığır sürüsü.
hayat devam eder, ben içindeykende eder. bazen dışına çekerim kendimi yine devam eder. ama içindeyken yaşadığını hissedersin. kalp kırarsın, kalbini kırarlar, en çok kalbini kırarlar. olsun yine de her kırgınlık bir küldür, kendini yenilemeye başlayacağın kül.
ama biliyormusun, artık güçlüyüm. hem de çok. belki de inanamayacağın kadar. hani senin dediğin gibi, "güçlüler güçlerini kaybetiklerinde, güçsüzler terkedip gitmenin gücünü kendinde bulmalıdırlar." bilmiyorum kimindi bu söz. gerçi eskinin izlerini silip atmak kolay değil. bilmem, belki sana da söyledim, "bıçakla yaralarsın, ölmezsen, yara iyileşir. ama yaranın izi her zaman kalır. onun sızısını yüreğinde hissedersin."
birşeyleri hissetmeye, gerçekten hissetmeye ne zaman başladım biliyor musun? benim sana ihtiyacım vardı. kaygım buydu. birileri ile konuşmak, birilerine içini dökmek ihtiyacındaydım. aramıştım seni. ama senin kaygın sinemaya gitmekti. "beni rahat bırak, filmi kaçıracağım demiştin." telefonu kapadığımda anlamaya başlamıştım gerçeği.
düşününce, eskiler yine aklıma gelmişti o an. bir konuşmamız gelmişti aklıma, sen ağlıyordun, kendince bazı şeyler itiraf ediyordun, biliyormusun, sana o an belki yalan söyledim, hani "bunlara ben yabancıyım, bunlar benim dışımda şeyler." demiştim. değildi. biliyordum .en gerçek halini biliyordum. ağlıyordun. belki bende seninle ağlıyordum. ama benim ağlamam, bu ne benim umrumdaydı, ne de senin. önemli olan sendin o an. ben değildim. belki hiç de olmadım.
ama artık değil. benim için önemli olan ne biliyormusun, bir bardak demli çay yanında sevdiğim, davidoff sigaram. içemiyorum başka sigara. sıkıyor. tad vermiyor. bazen peşpeşe yakasım geliyo ama artık biliyorum ki nefesimi zorluyor. kendimce, ben önemliyim. bu ciğer daha bir süre peşinden sürükleyecek beni. o yüzden biraz daha dikkat etmek geliyor içimden. karda yürürken yere sağlam basışımı bile seviyorum artık. kaymıyorum. ha, bazen oluyor böyle şeyler. geçen gün mesela, ihtiyatsız yürürken köpek havlamasından irkilince, 2.80 olmasa bile 1.90 uzanıverdim yere.
çok mu sıradan geldi? hiç de değil bence. hem de hiç. hep söylediğim bir laf vardır:"farklı olmaya çalışmak sıradanlıktır." diye. ben sıradan yaşamaya çalışıyorum. ama aklımdakilerin ve yüreğimdekilerin farkındayım. bunlar bende saklı. bir kısmını sen de biliyorsun. belki çok az bir kısmını ama olsun. üzeri küllerle mi kaplanmış? hayır. bir kapı arkasında kilitli. ve bu kilidin anahtarı sadece bir kişide var. sen denemedin açmayı. ben sende olduğunu hissettim. yanıldım/yanılmadım bilemem. çünkü denemedin açmayı. belki de uygundu kilit anahtara. bilemiyorum. yine, hep derim:"denemeden bilemezsin". her ne kadar "bilmek ağırdır." desemde. ama birşeyi biliyorum. belkilerle, keşkelerle hayatın zehir olacağını. artık onları bir kenara bıraktım. kendi patikamda yürüyorum. dikenler batar, acıtır, kanatır, ama bunun sayesinde öğrenirsin dikensiz patikanın nerede olduğunu. ne kadar çok dikenli patika bilirsen, dikensizini seçmen o kadar kolay olur.
çıplak ayakla gezerken omlet yapma fikrine ne oldu? bir insanı en çok ne mahveder biliyor musun? güçlü bir hafıza. en çok bu etkiler. çünkü o zaman geçmişin izlerini silmek o kadar zorlaşır. belki silmek istemek derecesi de önemli. ne bileyim...
biliyormusun? artık kıyılar da önemli değil benim için. hangi kıyıda olduğum, kimin hangi kıyıda olduğu da önemli değil. önemli olan kıyıdayken sahili, güneşi, denizi seyredebilmek artık. belki daha da içerilerdeyim şimdi. gönderdiğin kartı hatırlıyor musun? saklıyorum hala. içindeki sisi hala hissedebiliyomusun? görmesemde gördüm ben, yürümesemde yürüdüm taş döşeli yollarda. yapayalnız. ama içimi ısıtan şeyler vardı. belki bilemeyeceksin onları hiçbir zaman. ah, belki öyle aşktı, sevgiydi değil içimi ısıtan. belki de kazağın içine giydiğim yün fanilaydı o sıcaklık. kimbilir...
bu yazı hiçbir kaygı güdülmeden yazıldı. bıraksam kendimi daha birçok kelime yanyana gelip birçok satırlar meydana gelebirlir. kendime yazılmış bir yazı da olabilir. yayınlamaya karar verirsem okuyor olursun zaten. çırılçıplak hissetim kendimi bu satırları yazarken. aynaya baksam kendime söyleyeceğim sözlerdi. OF BE OFFF !!!!
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
EY OĞUL!